engineering
AI Bir Hile Değil, Yeni Nesil Hidrolik Direksiyon
17 Aralık 2025 · 5 dk okuma
“Gerçek Yazılımcılık” Tartışması Hiç Bitmedi
Bu sektörde yeterince kaldıysan, aynı kavganın kılık değiştirip durmadan geri geldiğini görürsün. QBasic ile ekrana ilk “input”u yazdırdığım günlerden bugün dağıtık sistemlerde veri bütünlüğü kovaladığım günlere kadar değişmeyen tek soru: gerçek yazılımcılık nedir?
Bir zamanlar Assembly bilmeyene yazılımcı denmezdi. Sonra C geldi, “işletim sistemine hükmetmiyorsan sayılmazsın” dendi. IDE’ler gelişip kod tamamlama hayatımıza girince, kimileri buna düpedüz “tembellik” dedi. Bugün aynı bakış AI ve vibe coding’e dönmüş durumda. Eski tüfek meslektaşlarımın çoğu savunmaya geçmiş, “yasaklansın”, “bu gerçek kodlama değil” diyor.
Bu savunma, yaklaşan dalgayı durdurmaya yetmeyecek. Bir kez daha.
Fabrika Bacaları
Pembe tablo çizmeye gerek yok, gerçekçi olalım. AI rekabetin rengini değiştirdi. Eskiden bir tekstil fabrikasında her dikiş makinesinin başında bir işçi olurdu; otomasyon çoğunun yerini makineye bıraktı. Bugün tamamen insansız fabrika hâlâ ütopya, ama yüz kişinin işini on operatörle yöneten fabrikalar gerçek.
Yazılımda da benzer bir kırılma var. Firmalar artık beş kişilik bir ekibin işini, AI ajanlarıyla tek kişiye yaptırmak istiyor. Yaptıracaklar da. Yeri kolayca doldurulabilen standart işi yapan yazılımcı için işsizlik riski, kaçınılmaz bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Bu noktada her satırı elle tırnaklamak seni kurtaran bir can simidi değil; tam tersine, bu inat seni yavaşlatıp eleyebilir.
Asıl Mesele: Direksiyonu Kim Tutuyor
Ama burada ince ve hayati bir çizgi var. Vibe coding bugün ne kadar başarılı olsa da bir sihirli değnek değil. Özellikle karmaşık, çok katmanlı mimarilerde, kıdemli bir geliştiricinin o anı kurtarmak için başvurduğu o “hacky” çözümleri AI tek başına henüz kusursuz çıkaramıyor.
Hiç kod bilmeyen birinin “AI ile her şeyi yaparım” diye yola çıkması büyük bir yanılgı. Basit bir arayüz çıkarabilir, evet. Ama işin içine veri bütünlüğü, ölçeklenebilirlik ve güvenlik girince, büyük ihtimalle “çalışan ama kaputun altı patlamaya hazır” bir sistem üretir.
Bir not düşeyim: bunu bugünden yorumluyorum. Bu yazı yayına girene kadar çok daha iyi modeller çıkıp bu paragrafı geçersiz kılabilir. Olsun, ben yine de bugünden konuşuyorum.
Vibe coding, işten anlamayanı bir anda usta yapmaz. İşten anlayan, altyapısı sağlam geliştirici içinse devasa bir güç çarpanıdır. Mimariyi biliyorsan, AI en iyi asistanın olur. Bilmiyorsan, duvara daha hızlı çarpmanı sağlar. Seodisias’ı yazarken bunu bizzat yaşadım, o hikayeyi ayrı anlatmıştım: AI hızı verdi, ama nereye gideceğini bilen yine bendim.
Gözlük Takmak Hile mi
Gözleri bozuk birinin gözlük takması hile mi, yoksa potansiyelini ortaya çıkaran bir araç mı?
Daha mekanik bir örnek vereyim. Eskiden kamyon sürmek kas gücü isterdi. Hidrolik direksiyon gelince şoförlük ölmedi, sadece kas gücü gerekliliği azaldı. Ama direksiyonun yumuşaması, ehliyetsiz birinin o tırı dağ yolunda sürebileceği anlamına gelmiyor. Bugün AI da bizim hidrolik direksiyonumuz: usta şoförü daha az yorar, acemiyi yoldan çıkarır.
Bir de zaman var. Eskiden en bol kaynak zamandı; insanlar yıllar süren sabırla taş işleyip eser çıkarabiliyordu. Bugün en kıt kaynak o. Fikrini üretime dökmediğin her dakika, dünyanın bir ucunda bir başkası aynı fikri hayata geçiriyor olabilir. AI’ın asıl vaadi de bu: kazandırdığı şey zaman.
Bir Tahmin: Daha Az Değil, Daha Çok Yazılımcı
Yukarıda standart, tekrar eden işin otomatikleşeceğini söyledim. Ama buradan, çoğu kişinin aksine, “AI yazılımcıların işini alacak” sonucunu çıkarmıyorum. Gördüğüm şey iş kaybı değil, rol kayması.
AI yazılım yapmayı ucuzlattıkça, daha çok yazılım yapılır hale gelecek. Maliyeti yüzünden hiç yapılmayan binlerce küçük araç, iç sistem, otomasyon birden mantıklı olacak. Talep daralmıyor, genişliyor. Ve birinin o işin direksiyonunu tutması gerekiyor. Bu yüzden benim öngörüm kademeli bir azalma değil, artma: daha az satır yazan ama daha çok yön veren, doğrulayan, sistemi bir arada tutan yazılımcıya ihtiyaç giderek büyüyecek.
Dürüst olmam gereken birkaç yer var. Birincisi AI’ın kendi maliyeti. Onu çalıştırmanın bedeli, yani compute, token, lisans, nereye gidecek, kim ödeyecek, fiyatlandırma nasıl oturacak, burası hâlâ sisli. Belki ucuzlar ve herkesin eline geçer, belki birkaç devin elinde pahalı kalır.
İkincisi, ve bunu daha az konuşuyoruz: yazılım üretmenin maliyeti düşerken, yazılımcının maaşı nereye gidecek? Bunu iki yöne de çekebilirim. Bir yandan, üretmek ucuzladıkça daha çok iş doğar ve işi gerçekten anlayan kişiye talep artar, bu da ücretleri yukarı iter. Öbür yandan, “AI zaten yapıyor, sen sadece yönetiyorsun” algısı, aynı işi daha azına yaptırma baskısını besleyebilir. Belki ikisi aynı anda olur: standart işin değeri ve ücreti düşerken, sistemi sırtlayan kişinin değeri ve ücreti yükselir. Bir tür kutuplaşma.
Bunların hiçbirini biliyormuş gibi yapmayacağım. Net gördüğüm tek şey şu: işi anlayan yazılımcıya talep artacak. Ama o işin ekonomisi, hem aracın maliyeti hem de insanın ücreti tarafında, henüz oturmadı.
Dost mu, Düşman mı
Bu yazıyı “AI en iyi dostundur, güven ona” demek için yazmadım. Doğrusu şu: AI dostun olmayabilir. Hatta seni konfor alanından çıkaran, işine göz diken soğuk bir rakip de olabilir.
Ama şundan eminim: düşmanın da değil. Orada duran bir güç sadece. Tüm süreçlerini ona devredip otomatikleştirmek bir tercih; onu geliştirme döngünde sadece bir istasyon, bir hızlandırıcı olarak kullanmak da bir tercih. Ben yönettiğim ekipte ikincisini kurdum, ve bunun nasıl bir karar olduğunu ayrıca yazmıştım.
Düşmanlık ederek vakit kaybetme. Onu nasıl kullanacağın, direksiyonu nereye kıracağın senin işin. Ama o araç garajda duruyor ve rakiplerin kontağı çoktan çevirdi.
Yazının İngilizce versiyonuna bu linkten ulaşabilirsin.