maker
Seodisias: Ücretsiz Bir SEO Aracını Neden Yazdım
22 Şubat 2026 · 7 dk okuma
Su Gibi Olması Gereken Şey
Denizli’de, evime on beş dakika mesafede iki bin yıllık bir su kemeri var. İlk bakışta yıkık taş yığını. Ama eğilip bakınca, Roma mühendislerinin suyu şehrin her köşesine aynı basınçla taşımak için yaptığı hesabı görüyorsun. Zengin mahalleye de, çarşıya da, hamama da aynı su akıyordu. Su bir ayrıcalık değildi, herkesin hakkıydı.
Dijital dünyada çoğu zaman bunun tersini yapıyoruz. En basit bilgiyi bile bir kapının ardına koyuyoruz, üstüne fiyat etiketi asıyoruz. Bu yazı, o kapılardan birini kırmaya çalışan küçük bir aracın hikayesi.
”İyi Araç Paralı Olur” Diye Bir Mit Var
SEO’ya ilk adım attığında karşına çıkan tablo nettir: her şey paralı. Screaming Frog’un ücretsiz sürümü 500 URL ile sınırlı. Ahrefs ayda 99 dolar, Semrush 130. Her birinin bir kapısı, kapının üstünde bir etiketi var. Ve sektörde kimsenin yüksek sesle söylemediği bir kabul dolaşır: ciddi analiz istiyorsan ciddi para ödeyeceksin.
Bir saniye durup şunu sormak istiyorum: SEO analizinin temelinde ne var? Bir siteye HTTP isteği atmak. Dönen HTML’i ayrıştırmak. Başlık etiketini okumak, meta açıklamayı kontrol etmek, başlık hiyerarşisini çıkarmak, linkleri takip etmek, durum kodlarını kaydetmek.
Bunların hiçbiri sır değil. HTTP protokolü açık, HTML açık, Google’ın kendi dokümantasyonu açık, robots.txt düpedüz bir metin dosyası. O zaman bu bilgiyi okuyan araç neden bir kasanın arkasında? Cevap basit: bu araçlar teknik analiz satmıyor sadece, arayüz satıyor, kolaylık satıyor, çoğu zaman da verini kendi sunucusunda işleyip sana geri satıyor.
Karmaşık işlerin, backlink profillerinin, dev veri setlerinin paralı olmasına bir itirazım yok; onlar gerçekten maliyetli. Ama kendi sitendeki kırık linki görmek? Bu su gibi olmalı.
Bu rahatsızlık bende soyut başlamadı. Bir gece kendi projemin SEO durumuna bakmak istedim, Screaming Frog’u açtım, 500 URL limitine takıldım. Site altı yüz küsur sayfaydı, kalanını göremiyordum. Lisans için yıllık 259 dolar isteniyordu, sırf kendi siteme bakmak için. O an “bu kadar temel bir şey için neden birine para veriyorum?” diye sordum. Sorunun cevabını aramak yerine, aracı yazmaya oturdum.
Gece Yarısı, Mutfak Masası
Seodisias şık bir planlama toplantısında doğmadı. Çocuklar uyuduktan sonra, mutfak masasında bir laptop ve bir bardak çayla başladı.
İlk hafta sadece crawler’ın iskeletini yazdım. Bir URL al, istek at, HTML’i ayrıştır, başlığı bul. Kulağa basit geliyor ama iş detayda tökezliyor. Yönlendirme zincirlerini takip etmek, zaman aşımını yönetmek, karşı sunucuyu boğmadan taramak, göreli linkleri tama çevirmek, robots.txt’ye saygı göstermek. Her biri ayrı bir küçük problem.
İkinci hafta eş zamanlı taramanın yarattığı kaosla tanıştım. Beş yüz goroutine aynı anda istek atınca sunucu rate limit’e takılıyor, bağlantılar kopuyor, yarım kalan ayrıştırmalar bellekte zombi gibi dolaşıyor. Go’nun eş zamanlılık modeli güçlü ama disiplin ister. Semaphore deseni, worker havuzu, düzgün kapanış. Her birini sıfırdan kurdum, her biri bir gece.
Üçüncü hafta arayüzle boğuştum. Wails’in Go ile JavaScript arasındaki köprüsü temiz çalışıyor, ama binlerce satır tarama verisini ekrana taşırken performans çöküyor. Sanal kaydırma, tembel render, parça parça veri aktarımı. Bunları çözmeden uygulama kullanılabilir değildi.
Bir ay sonra ilk gerçek taramayı yapıp kendi siteme baktığımda, ekranda yüzlerce satır akarken bir an durdum. Çalışıyordu. Paralı araçlarda gördüğüm her temel metrik, şimdi kendi yazdığım kodun çıktısıydı. “Bunu paylaşmalıyım” dedim.
Ama bir yan projeyi paylaşılabilir bir ürüne çevirmek, onu yazmaktan zor. Hata mesajları anlaşılır mı? Windows’ta fontlar bozuluyor mu? macOS imzasız uygulamayı “güvenilmez” diye mi işaretliyor? Toplam altı ay sürdü. Romantik bir süreç değildi; çoğu zaman “neden uğraşıyorum” diye sordum. Cevap hep aynıydı: çünkü bu araç var olmalı. Bunu kovalamak bana tanıdık, çünkü keyif almadığım kodu uzun süre taşıyamıyorum, taşımaya çalışınca da projeyi bırakıyorum. Modüler başlamamın, gece yarısı bir hatayı düzeltirken hâlâ keyif alabilmek istememin sebebi bu.
Neden Lokal, Neden Go
İlk soru hep “neden SaaS değil?” oldu. Çünkü SaaS demek, kullanıcının verisinin benim sunucumdan geçmesi demek. Biri sitesini taratınca tüm URL yapısı, başlıkları, link grafiği bende olurdu. Onu saklamak, korumak, mevzuata uygun işlemek benim sorumluluğum olurdu. Ben varsayılan olarak kullanıcının verisine hiç dokunmak istemedim.
Masaüstünde her şey kullanıcının makinesinde kalıyor: tarama verisi yerel bir SQLite’ta, raporlar yerel dosyalarda. Tek başına kullandığın sürece hiçbir şey dışarı çıkmıyor. İleride ekip işbirliği ya da AI destekli analiz bulut gerektirecek, ama o her zaman senin bilinçli tercihin olacak. Varsayılan yerel, paylaşım yalnızca sen istersen.
Go’yu performans için seçtim; bir crawler yüzlerce isteği paralel yönetmek zorunda ve goroutine modeli bu işe biçilmiş kaftan. Wails ise masaüstünü Electron’un şişkinliği olmadan çözdü, Go arka uç ile web ön yüzünü 15 MB’lık bir uygulamada birleştirdi. Wails’le ilk kavgamı ayrı bir yazıda anlatmıştım. İçeride 32 bağımsız analiz modülü var; her biri tek bir işe bakıyor, biri başlık etiketine, biri SSL’e, biri robots.txt’ye. Yeni bir kontrol eklemek, mevcut sistemi bozmadan mümkün oluyor.
Bu arada AI’ı bu işin neresine koyduğumu merak edersen: kod yazarken onu bir hile değil, hidrolik direksiyon gibi gücü çoğaltan bir araç olarak kullanıyorum. Yönü hâlâ ben veriyorum.
İsim Nereden Geliyor
Bir gece geç saatte, terminalde ilk başarılı taramayı izlerken “buna bir isim lazım” dedim. Denizli’nin antik kentlerini düşündüm. Laodicea’nın hemen yanında, taş işçiliğiyle ünlü Aphrodisias var.
SEO + Aphrodisias = Seodisias.
Aphrodisias’ın taş ustaları taşa şekil vermezdi, taşın içindeki şekli bulurdu. Bu araç da bir siteye hükmetmiyor, içindeki gerçeği ortaya çıkarıyor. İsim o gece kaldı, bir daha değiştirmedim.
Dürüst Olmak Gerekirse
Bu alan boş değil. Screaming Frog yıllardır bu işin kralı; olgun, derin, kalabalık bir kullanıcı tabanı var. Sitebulb, SiteGuru ve daha niceleri mevcut. Peki neden bir tane daha?
Çünkü hiçbiri aynı anda şu üçünü vermiyor: ücretsiz, lokal ve limitsiz. Screaming Frog ücretsizde 500 URL ile sınırlı, ücretlisi yıllık 259 dolar. Web tabanlı araçlar verini kendi sunucusundan geçiriyor. Seodisias veriye dokunmuyor, limit koymuyor, kayıt istemiyor. Bir aracın senden ne istediği, seni nasıl gördüğünü ele verir: veri isteyen araç seni müşteri görür, hiçbir şey istemeyen araç kullanıcı.
Eksikleri de söyleyeyim. Screaming Frog’un yıllarca biriktirdiği özellik derinliği henüz Seodisias’ta yok. Backlink analizi yok, çünkü o gerçekten sunucu tarafı altyapı isteyen bir iş. Ama temel teknik SEO denetimi için, paralı alternatiflerin yaptığının çoğunu yapıyor, üstelik tek kuruş istemeden.
Peki Para Nasıl Kazanılacak
Haklı bir soru. Plan basit: temel analiz sonsuza dek ücretsiz; ekip işbirliği ve AI destekli öneriler ücretli katmanda. Tek başına çalışan biri tüm temel özelliklere her zaman bedava erişecek. Beş kişilik bir ekip ortak rapor istiyorsa, AI’dan otomatik öneri ya da Jira entegrasyonu lazımsa, ticari katman orada devreye giriyor. Tanıdık bir model: WordPress’in yaptığı da bu. Çekirdek bedava, ekosistem ve kurumsal ihtiyaçlar paralı.
Şunu da net söyleyeyim, çünkü bir vaat değil tasarım kararı: temel SEO analizi her zaman ücretsiz kalacak. Çekirdeği kısıtlayıp sonra para istemek, bu projenin baştan reddettiği şey.
Yarın Ne Var
Bugünkü hali vizyonun belki üçte birini karşılıyor. Sıradaki büyük adım, AI destekli analiz katmanı: tarama sonuçlarını bir modele verip “bu sitenin en kritik üç sorunu ne ve nasıl düzeltilir” sorusuna sade, aksiyon alınabilir bir cevap almak. Prototipini çalıştırdım, sonuçlar umut verici. Sonrası karşılaştırmalı analiz (siteyi bir ay arayla tarayıp farkı görmek) ve modül sayısını artırmak.
Bir de daha büyük bir bahis var. Arama, AI cevaplarına doğru kayıyor; sitenin yalnızca Google’da değil, ChatGPT ya da Perplexity’de nasıl göründüğü önem kazanıyor. Seodisias’ın yönü oraya, AI görünürlüğünü ölçebilen bir araca doğru.
Suyun Akışı
Laodicea’nın su kemerleri artık su taşımıyor. Ama arkasındaki ilke hâlâ geçerli: kaynağı herkese aç, eşit dağıt, kimseyi susuz bırakma.
Seodisias bunun küçük, dijital bir denemesi. Büyük her yapı tek bir taşla başlar; bu da bir mutfak masasında, gece yarısı, bir bardak çayla başladı. İndirmek istersen seodisias.com orada. Ve sen de kendi işini kuruyorsan, mümkünse su kemerlerini halka açık tut. Çünkü su akarken herkes kazanır.