Her sayfaya bir numara verelim, elif diyelim be diyelim

Muhtemelen 1470 yılına kadar binlerce belki yüz binlerce kitap basılmıştır.

Basılan bu kitapların kategorileri farklı olsa da bu kitapların hepsinde tek bir ortak nokta varmış, 1470′e kadar basılan hiç bir kitapta sayfa numarası yokmuş, cildi bozulan bir kitabı doğru sıra ile yerleştirmek imkansız gibi bir şeymiş,

1470 yılında Arnold Ther Hoernen adında bir abimiz tarafından basılan “sermo in festo praesentationis beatissimae mariae virginis” adındaki kitap dünya kitap tarihinde sayfa numarası ile basılan ilk kitap olma özelliğini kazanmış. Üstelik sayfa numaraları olarak arapça rakamlar kullanılmış.

Millattan önce bile kitap basan insanlık tarihi sayfa numarası ihtiyacını yüzlerce yıl sonra fark etmiş olması bize bir konuda çok güzel kanıt oluşturuyor, bugün kullandığımız bir çok ürün, hizmet, alışkanlık yada meta aslında bizim fark etmediğimiz bir yeniliğe ihtiyaç duyuyor,

2007-2008 yılı sonrası girişimcilik sıfatı ile birlikte kulağımıza çokça çalınan inavasyon kelimesinin anlatmak istediği eylemde tam olarak bu sanırım,  Kitap yazma, basma yada dağıtma şeklini değiştirmeden ona ufak rötuşlar ile yeni özellikler kazandırmak inovatif bir eylem olarak adlandırılıyor.

Yeni ve yapılmamış bir ürün / fikir aramak yerine olan bir fikri yada ürünü yükseltmeye çalışmak bile faydalı olabilir.

Güherçile

Potasyum nitrat‘ın diğer adı ve aynı zamanda  barut’un ham maddesi ve gübre, sadece barut değil, uzay yakıtı ve havai fişek’inde ham maddesini de oluşturuyor.

9. yy’da barutun ateşli silahlarda kullanılması, tüfeğin icat edilmesine yol açtı, sonradan mertlik bozuldu,
14 yy da tüfek ile yaralanan insanların iyileşmesi için tıp gelişti,
tıp alanındaki gelişmeler, insan anatomisini ortaya koydu ve eklemler hakkında yüksek bilgiye sahip olmamızı sağladı,
eklemler ve iş gücü ihtiyacı ortaya otomatları çıkardı,
otomatların olmazsa olmaz zincir sistemi aynı mantığı bisikletlere indirgeyerek insan gücünü mekanize etmeye yol açtı,
zincir sisteminin az enerji ile yüksek verim almaya dayalı prensibi sayesinde çarklı ve zincirli büyük makineler ortaya çıktı,
gelişen mekanik teknolojisi uçak sektörünü tetikledi,
uçakların gelişmesi radar sistemlerinin gelişmesini üretti,
radarlar ilk bilgisayar oyunları için ilham kaynağı oldu,

bugünkü noktada kayaların üzerinde bulunan beyaz ve kabuksu bir element sayesinde uzaya çıkıyor, robotlara ameliyat yaptırabiliyor, tarım yapabiliyoruz.

basit ve işe yaramaz dediğiniz her bir parça aslında çok büyük bir sistemin kilit taşı olabilir. Yaptığınız işlerde ufak detaylar işlerinizin yükselmesinde çok verimli olabilir

unutmamalı,

Bir mıh bir nalı, Bir nal bir atı, Bir at bir insanı, bir insan bir toplumu kurtarabilir.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz

Başlık seçimini Ziya Paşa‘nın ünlü bir dizesinden yaptım,

Ziya Paşa, Sultan Abdülaziz‘in döneminde yaşamış ve sonradan yurt dışına gitmek zorunda kalmış bir şair.

Peki Sultan Abdülaziz kim ?

Sultan Abdülaziz ise Türk Tarihinin ilk darbesi ile indirilen ve sonradan bilekleri kesilmiş halde bulunan devlet lideri. Tarihimizin ilk darbecisi de Hüseyin Avni Paşa, hani şu geçen hafta istanbul’un göbeğinde köşkü yanan paşa.

Bir nevi Kelebek etkisi, ürettiğiniz her ürün sizden izler taşır, geçmişinizde yaşadığınız bir olayın sizde bıraktığı izleri sizde ortaya çıkardığınız ürünlere ekliyorsunuz.

İlla ürün çıkarmanıza bile gerek yok, konuşmanız, yürümeniz, insanlara davranışlarınıza bile etki edebiliyor kimi zaman.

Walt Disney‘in yarattığı hiç bir karakterin aile bireyleri öz değildir mesela, ya üvey anne , ya babasızlık üzerine kurulu karakterler üretir walt disney, bu durumu da kendisi hakkında yazılan makaleler genelde annesini küçük yaşta kaybetmesine bağlarlar.

Aynı Walt Disney’in en bilinen sözü : Hayal edebilirseniz yapabilirsiniz. Her şeyin bir fareyle başladığını hiç aklınızdan çıkarmayın’dır.

Sözün özüne gelecek olursak, boş lafı bırakıp üretmeye odaklanın. Çıkardığınız ürünler sizden izler taşıyacak ve sizi ölümsüzleştirecektir.

 

İskambil Kağıtları, Fransız ihtilali ve gözümüzün önünde duran değerler

İskambil kağıtlarındaki birli yani as’ın Fransız ihtilalinden sonra en yüksek değerli kart olduğunu biliyor muydunuz ?

Fransız ihtilalinden önce halkı temsil eden ve kart hiyerarşisinde en düşük kart olan birli Fransız ihtilalinden sonra halkın her şeyin üstünde olduğunu göstermek amacı ile kraliyeti simgeleyen kartlarında üstüne çıkmış.

Bazen elimizdeki projeyi ortaya çıkarmak için onlarca ürün ortaya çıkarırız, ama sadece odaklandığımız projeyi ürün olarak sunarız, halbuki her bir kısmı ayrı ürünler olacak şekilde planlayıp bir projeden birden çok ürün çıkarma yoluna gitsek bizi hangisinin ileriye taşıyacağını bilemeyiz, bugün şirketlerin başarı hikayelerine baktığımızda da çoğunlukla başarı olan ürünlerin aslında bir başka proje için üretilen yan ürünlerini görürüz/görüyoruz.

 

 

kapak fotosu kaynak.

Mahlas seçimleri ve kendimize verdiğimiz sıfatlar

Osmanlı sarayında sultan lakabı erkekler için ismin başında, kadınlar için ise ismin sonunda kullanılırmış.

Peki ya Cem Sultan ?  Sultan takısının Cem Sultan’da ismin sonunda kullanılması ise tamamen dalga geçmek amacı ile yapılan bir kelime oyunu imiş.
Kendimize onlarca yüzlerce mahlas takabilir, kartvizitlerde, facebook ve twitter mahlaslarında girişimci, ceo, cto, founder olabiliriz, hayatımızda hiç bir projeye start dahi veremediğimiz halde kendimize proje yöneticisi bile diyebiliriz, önemli olan bu takıları üzerimizde dalga konusu olmadan taşıyabilmek.

Bazen çok kurcalamamak lazım – Kobra Etkisi

Bazen ortada geçmişten süregelen bir sorun vardır, bu sorunu çözmek için yaptığınız her müdahale işleri daha da kötü duruma getirebilir bu olayın literatürdeki adı kobra etkisidir.

Efekte adını veren olayımız Hindistanda geçiyor ;

Hindistan İngilizlerin himayesi altında iken, İngiliz askerlerin bölgede bulunan zehirli kobralardan kurtulmak için çok zaman ve para harcadığını gören İngiliz hükümeti’nin aklına kendilerince dahiyane bir fikir gelir, Bu kobralar ile biz uğraşmayalım, kobraları halkın kendisine kırdırıp ölüsü başına para verelim, hem daha ucuza mal olur hem askerimiz bu iş için uğraşmaz demişler, klasik kar / zarar formülünde karlı sonuç verdiği içinde fikri icraata dökmüşler.

Başlarda her şey mükemmel işlemiş, fakat aynı kar / zarar formülünü uygulayan hintliler kendilerince karlı yöntemin yılan beslemek olduğunu fark etmişler ve yılanları besleyip artık üremeyen yılanların ölülerini İngiliz hükümetine satarak geçimlerini sağlamaya başlamışlar. Tabi çok fazla bir zaman geçmeden İngilizler kazıklandıklarını anlayıp durumun farkına varmışlar fakat bu süreç içerisinde hintli köylüler ormanda kobra beslemek zor oluyor diyerek çoktan kobra çiftlikleri kurup işi endüstriyel boyuta taşımışlar.

Tabi ki ingilizlerin geçmişten süre gelen soruna yaptıkları müdahaleden gördükleri zarar bununla sınırlı kalmamış, kazıklandığını anlayan herkesin yapacağı gibi, İngilizler artık ölü yılan başına para verilmeyeceğini duyurmuş ve ölü yılan alımlarını durdurmuşlar, yani soruna sebep olan müdahalenin oluşturduğu yeni soruna yeni bir müdahalede bulunmuşlar, bunun neticesinde hintliler bu yılanlar eskiden para kazandırıyordu şimdi sadece masraf oluşturuyor diyerek çiftliklerdeki hayvanları ormana geri salmışlar, peki ya sonuç ? ilk baştaki zehirli yılan popülasyonu daha da çoğalmış.

Bazen yaptığınız proje beraberinde bazı sorunları getirir, bazende süregelen sorunların üzerine siz gelip çözüm bulmaya çalışırsınız, artık derdinizin çoğu projeden çok projeden bağımsız sorunlar ile boğuşmak olmuşsa sadece elinizdeki projeye odaklanmak diğer sorunlar ile hiç ilgilenmemek daha verimli bir yol gibi duruyor, tabi sorunun temel sebebini bulduğunuz anda o sorundan kurtulmak en kalıcı çözüm.

 

 

Kendi standartlarını bilmek her şeyi bilmektir

Soğuk savaş zamanı Rusya’da görev yapan ve yapacak olan onlarca amerikan ajanının sadece bir zımba teli ile yakalandığını biliyor muydunuz ? [kaynak]

İki ülke arasındaki bir çok alanda arge yapılmasına ve teknolojinin olumlu yada olumsuz şekilde ilerlemesine sebep olmuş, hatta bugün kullandığımız bir çok olmazsa olmaz alet ve edevat o zamanlardan günümüze bir hediye edilmiş gibidir.

İşte bu arge çalışmalarının sonucunda Amerika paslanmaz zımba telini bulurken, Ruslar bu teknolojiyi bulamadıkları için aynı dönemde kullandıkları zımba telleri paslanan ve kolay deforme olan zımba teli kullanmaya devam etmişler, tabi bu durumu bilen bir çok rus yetkili, ülkeye girmeye çalışan ve kullandığı sahte pasaportlarda paslanmaz zımba teli kullanan bir çok ajanı, çok iyi rusça konuşup adeta bir rus gibi davranmasına rağmen kolaylıkla tespit edip yakalayabilmiş,  Amerika bu durumu çok sonraları fark etmiş.

Bu olayı iki farklı şekilde yorumlamak mümkün tabi, Olaya amerika tarafından bakıp, ürettiğimiz ürün ancak kullanacak müşterilerin anlayacağı ve kapasitesi kadar iyidir gibi bir çıkarım yapabileceğimiz gibi rusya tarafından bakarsak kendimizi ve yapabileceklerimizi bilirsek sorunların üstesinden gelmek çok daha kolay olacaktır gibi bir tespite koşabiliriz.

Kendimizi dev aynasında görmeden, neler yapabileceğimizin sınırlarını bilirsek, mutlaka yapabileceğimizin en iyisini yapabiliriz.

Malcolm GLADWELL‘in yazdığı orjinal adı outliers olan ve Türkçe’ye çizginin dışındakiler olarak çevrilen kitap, bu sınırların nelere bağlı olarak oluştuğu hakkında çok çarpıcı ve ikna edici bilgiler veriyor, okumadıysanız tavsiye ederim.  Kitap Bill Gates, Isparta da doğsaydı bill gates olur muydu ? steve jobs’un ailesi onu evlatlık vermeseydi apple gibi bir firmayı kurabilir miydi sorularına cevaplar sunuyor, aynı şekilde ısparta yada denizli’de doğan mustafa işkapılar isimli birisinin teknik bilgi birikimi bill gates yada steve jobs’tan fazla olsa bile en fazla neden en fazla bilgisayar öğretmeni olabileceğini anlamamızı sağlıyor. Bu soruların cevabı genelde çok şey bilmenizin aslında sizi başarıya götüren etkenlerden en düşüğü olduğu, asıl başarı faktörünün bir çok çevresel değere bağlı olduğunu ve aynı ay tutulması, gezegenlerin bir araya gelmesi gibi belli zamanlarda bir araya gelmesi gibi bu faktörlerin belli başlı zamanlarda bazı insanları ortaya çıkardığını anlatıyor.

bizde sınırlarımızı çizerken tüm değişkenleri hesaba katmaya çalışmalı ve ve hedefimizi bu ölçüde çizmeliyiz,  Özetle kurduğumuz hayaller bir nebze olsun hayallerden arındırılmış olmalı. Bu sayede hedefimize mazeret üretmeden varabilir ve kendi standartlarımızda başarılı olabiliriz.  Bu kendini bilmek durumu ne istediğini bilmek durumuna dönüşeceği için istediğimiz amaç için daha verimli çalışmamızı ve daha ilerisini zorlamamızı sağlayacaktır.  Önümüze çıkan sorunları yine aynı şekilde kolayca aşmamıza da olanak sağlar.

Bunun yerine kendini dev aynasında görerek, yapabileceği şeylerden daha fazlasını yapacağını iddia edenler günün sonunda ellerinde sadece mazeretlerle oturup kalacaklardır, ki mevcuttaki örnekler bunu kanıtlar nitelikte.

Mazeret üretmek yerine önce hedeflerimizi küçültüp adım adım yükselmeyi denemek bizi daha çabuk hedefe ulaştıracaktır.

 

 

 

 

 

Programlama dilinin iyisini koklayarak anlarsınız.

Gün geçmiyor ki forumlarda yada ilgili platformlarda en iyi programlama dili hangisi tartışmaları yeniden gün yüzüne çıkmasın. Programlama dilinin ve IDE’nin en iyisininin olmayacağını, ihtiyaca en iyi karşılık verenin olacağını ne zaman anlayacağız acaba.

Eskiden (çok) ASP vs PHP tartışmaları vardı, Wordpress’in çıkması ile bu tartışma biraz sönse de ara ara kendini gün yüzüne çıkararak tartışmayı dışarıdan takip edenlere keyifli dakikalar yaşatabiliyor.

firma olarak geçmişte geliştirdiğimiz bir çok projede çok farklı platformlara uygulama geliştirmemiz gerekti,
uygulama geliştirirken tek dil kullanacağız diye bir kuralımız ve saplantımız olmadığı için ihtiyacımıza en iyi ve hızlı çözümü hangi programlama dili cevap verdiyse onu kullandık.

Wince 5.0 üzerine çalışacak soğuk satış projesi için biz bunda pyqt kullanacağız, çünkü butonlara css verebiliyoruz demek yerine, o platformda kendini kanıtlamış .net kullanmayı tercih ettik, bu sayede çıkacak sorunlar için arge yapma derdimiz ortadan kalkmış oldu. daha hızlı şekilde çözüme gitmemizi sağladı.

diğer tarafta sadece ubuntu üzerinde fatura ekranı yazmamız gerektiğinde mono project ile uğraşmak yerine pyQt kullanarak hızlı şekilde çözüme ulaştık.

yine bir çok windows 98 terminalin bulunduğu  (2013 yılında) bir intranet projesi için her ne kadar php ile web tabanlı çözüm üretmiş olsak bile, bu terminaller için visual basic 6.0 ile istemciler yazmak zorunda kaldık,

örnekleri ben kendi üzerimden çoğaltabilirim, sizde sektörün içerisinde iseniz benzer durumlar başınıza gelmiştir zaten.

Mutlaka sevdiğiniz ve kodlama yaparken kendinizi zevk aldığınız bir dil vardır, ancak o dil her soruna çözüm üretmeyebilir, yada ürettiği  çözüm yeni sorunlar doğurabilir, böyle durumlarda, daha önce o soruna nasıl çözümler hangi teknolojiler kullanılmış bir bakmakta yarar var. Neticede Yazılımcının şaşkını dar gününde bile google kullanmaz.
Neticede kullandığınız programlama dili sizin prestijiniz açısından bir fayda sağlamaz, asıl prestiji yazdığınız kod ve ortaya çıkardığınız ürün ile kazanırsınız. Linus Torvalds‘ın da dediği gibi “boş lafı bırak, bana kodunu göster”

Bazı şeylerin en iyisini bulmak gerçekten mümkün değildir, çünkü ortada çok fazla değişken vardır ve bu değişkenlerin farklı değerler aldığında ortaya ne tür sonuçlar çıkacağını ön göremezsiniz.[1]

 

 

Bir cinnet sebebi olarak “iyi de ne gerek var ?”

Qbasic 4.5 ile ilk programlamaya tanıştığım zaman daha internet bile yoktu,İnternetin olmadığı bir dönemde çocukluğunu yaşayan mutlu nesildenim ben,
o dönemler komut ezberler bu komutu acaba nerede kullanabilirim diye düşünürdüm, sadece bir komutu test etmek için onlarca satırlık ufak yazılımlar ile deneme yanılma yapardım bolca,
şimdi ise internet sayesinde artık komut ezberlemiyorum, ancak sorunlar ile karşılaştığımda bulduğum çözüm yolum ise taa o zamanlardan kalan yöntemler oluyor genelde.

o zamanlar bilgiye ulaşmak çok zor olduğu için öğrendiğimiz bilgiler daha yer edici şekilde hafızamıza kazınırdı sanırım, şimdi basit bir google araması ile (ki artık chrome ile birlikte kelimeyi seçip bu kelimeyi google’da ara diyorum) bir çok bilgiye ve arşive ulaşmak mümkün,

hele ki google’da nasıl arama yapacağınızı biliyorsanız istediğiniz şeye hemen ulaşabiliyorsunuz. Peki ulaştığınız bu bilgi kalıcı oluyor mu ? yoksa aman canım nede olsa lazım olunca bir daha arar bulurum mu diyorsunuz ?

Bilgiye bu kadar kolay ulaşabiliyorsak çok kolay unutmamız normal geliyor artık bana, bilgi artık değersizleşiyor, o yüzden bir çok forum ve muadili soru cevap sitelerinde hep aynı şeyler soruluyor,

bilgiye kolay ulaşmak, araştırma ve iz sürme kabiliyetimizi köreltiyor yok ediyor, Artık yazdığımız bir kodda uygulayacağımız bir yöntem için ya acaba başkaları bu iş için nasıl bir yöntem uyguladı acaba diye araştırmayı vakit kaybı olarak görüyoruz,  kaldı ki github nedir bilmeyen yazılımcılar bile var.

böyle bir durumda, her soruna aynı çözüm yöntemlerini deneyen, üstelik bu yöntemler ne kadar yanlış olursa olsun bu yöntemlere deli gibi sahip çıkıp savunan yazılımcıları görmek mümkün oluyor.

“bence” ile başlayan cümleler ile teknik sorunlara spesifik çözümler öneriliyor

  • Bence Jquery çok yavaş,
  • Bence hazır fw kullanmak amelelik,
  • Bence java çok kötü bir dil,
  • Bence php çoluk çocuk yazılımı,
  • Bence oracle en iyi veritabanı
  • ….

liste uzar gider….

Neden sorusuna teknik olarak cevap veremeyeceğiniz hiç bir konuda bence ile başlayan tespitte bulunmayın.

Aman canım ne yaparlarsa yapsınlar diyemiyorsunuz da, yazılım sektörü çok küçük, mutlaka yaptığınız işlerde dirsekleriniz diğer yazılımcılar ile temas ediyor, hal böyle olunca bir çok konuda ortak paydada projede yer alabiliyorsunuz,

projenin durumuna göre kullanılacak enstrümanları seçmeniz gerektiğinde film sarmaya başlıyor,

örnek vermek gerekirse, mysql veritabanı üzerinde ilişkili tablolar kurduğunda ve yazılımı buna göre inşa ettiğinde ömrünün kısalacağını sanan adamlar var,

binlerce içeriğin olduğu ve günde yüzlerce kez o içeriğin aranacağı yapılarda bile yazılımcı sırf ilişkili tablo nedir ? araştırmasını yapmaktan erindiği için tüm içeriği araya virgül koyarak tek sütunda tutuyor. üstelik bu davranışını ateşli şekilde savunabiliyor. farklı tablolarda ilişkisel olarak bir yapı kurup aramalarda sunucuyu yormasan ? dediğinde “iyi de ne gerek var ki ? bu şekilde de çalışıyor işte” diyebiliyor.

aynı kişi saatlerce echo ile tek tırnak mı yoksa çift tırnak mı daha hızlı çalışır tartışması yaparken, sadece sütun gereken sorgularda bile “select *” diyebiliyor.

yaptığınız yazılımın, projenin ihtiyaçlarına en iyi çözümü bulmak için,aynı işi yapan projeler teknoloji olarak ne kullanıyor acaba ? diye bakmadan,

aramalar için mysql için full text search kullanırım, keşlemeye gerek yok mysql sunucunun ram’ını yükseltiriz, Framework ‘de neymiş, benim kendi framework’um var zaten diyerek kendi kendine fark atarak zirveye koşabiliyor,

yine bu durumda,

arama için bir arama sunucusu mu kullansak acaba ? sorusuna ” gerek yok, mysql yeter bize”

sürekli gelen sorguların sunucuyu yormaması için yada statik olarak gelen sayfaları vermek için keş sunucusu mu kursak ? “iyi de ne gerek var, statik sayfalar zaten statik, dinamik sayfalarda da sorun olursa sunucuyu güçlendiririz”,

müşterinin istediği c2c bir yapı için wordpress kullanmak saçma olmaz mı ? sorusuna “ya  wordpress’de symfony gibi zend gibi bir framework olarak kullanılıyor aralarında ne fark var ki, sonuçta bunlar kendi fonksiyonlarının olduğu şeyler değil mi ?”

cevaplarını yada benzer saçmalamaları alıyorsanız kendinizi, kendiniz ile savaşırken bulabiliyorsunuz.

örnekleri çoğaltmak mümkün tabi,

Gelenekçi bir yapıda olabilirsiniz, ancak dışarıya kulak kabartmakta her zaman fayda var, tabi aynı durumun tersi olarak, her çıkan yeni teknoloji en iyisi hemen onu kullanmalıyım diye çabalamamak gerekiyor, işinizi hangi teknoloji kolay ve çabuk görüyorsa en iyisi odur.

 

 

Birisi arkamı toplasın, ben sadece kod yazayım.

Çok değil bundan 15-20 sene önce, çok düşük bellekler ve çok düşük işlemci gücü ile yüksek verim almak için kırk takla atan yazılım firmaları vardı,

şimdi ise elimizde harman yeri gibi bellek ve işlemci gücü var, hal böyle olunca artık kod yazarken, yazdığımız kodların ve sorguların sunucularda, işlemcilerde nasıl etki bırakacağını çok düşünmüyoruz,

hatta, bu yazılım yavaş çalışıyor tepkisine, o zaman sunucunu güçlendir cevabını bile alabiliyoruz veya kendimiz bu cevabı verebiliyoruz.

tabi dikkat etmeden yazdığımız her kod ileride başımıza çok büyük dertler açacağı için sürekli kod review’i yaparak gitmemiz gerekiyor, bu olay bile bir süre sonra angarya halini alıyor, yazdığımız koda bile yabancılık çekebiliyoruz.

bunların dışında, internetin her yere girmesi sebebi ile artık daha az kodla daha çok iş yaptırmamız gerekiyor çünkü sunucu – istemci arası trafiği çok düşük tutarak performansı yüksek tutmamız gerekiyor.

bu bilgiler ışığında,

biz sadece kod yazalım, kodun düzenlemesini, performans ayarlarını başkaları yapsın deme lüksümüz olması gerekiyor,

diyelim ki css yazıyorsunuz,

artık css ve javascript gibi dillerde performans için dosyalarınızı küçültüp kod tekrarından arındırmanız gerekiyor, bunu yaptıktan sonrada ilerde gelebilecek değişiklik taleplerinde yazdığınız kodu anlayıp, düzenlemeleri yaptıktan sonra tekrar küçültme yoluna gitmeniz gerekiyor. [kaynak]

küçültülmüş, sıkıştırılmış ve tek satıra indirgenmiş css dosyasını her seferinde düzenlemeye çalışmak, bir taraftan performans için yaptığınız çabayı diğer taraftan boşa çıkarmaktan başka bişi değil,

aynı durum javascript yada html için de geçerli.

Hem kodunuzu okunaklı şekilde yazmanız , hemde kodunuzu yayınladığınızda otomatik olarak küçültüp sıkıştıran bir çok araç yavaş yavaş hayatımıza girmeye başlıyor,

işte bunlardan bazıları.

  • Eğer php ile bir proje geliştirirken  ben css, javascript gibi kaynakları kafama göre yazayım yazılım çalışırken bu yazdıklarım otomatik olarak sıkıştırılsın derseniz php minify kütüphanesini kullanabilirsiniz, kütüphane adres: https://code.google.com/p/minify/ tabi her ne kadar keşleme sistemi kullansa da yazdığınız kodu o sırada sıkıştırıp küçülteceği için, işlemci gücü gerektirecek bir uygulama, bunun yerine biz kodu yazarken kodumuzu istenilen şekle sokan araçlardan faydalanmak.
  • Css kodlarken hem rahat kodlamak, hemde verimli şekilde performans artışı sağlamak için kullanılabilecek araçlardan birisi LESS, siz css’ini less olarak yazıyorsunuz sonra kullandığınız platforma yada ideye bağlı olarak [1] [2] [3] üretilmiş araçlardan birisi ile kodunuzu otomatik olarak istediğiniz bir dizine eklettirebiliyorsunuz. ben bu arçalar içerisinden winless’i kullanıyorum, phpstorm ile yazdığım kodu ben kaydettikçe ilgili dizine yükleyerek beni ekstra yüklerden kurtarıyor
  • Yine css yazarken yararlanabileceğiniz bir diğer araç SASS  sass ile less arasında çok fazla bir fark yok [inceleme linki] yine sass için araçlar bulmak mümkün.
  • İster less kullanın ister sass ikisininde kendisine ait bir dil yapısı var, kendi içlerinde sorgu yapıları, değişken tanımlama olanağı, kod blokları gibi keşke css’de olsa dediğiniz bir çok özellik kodlama standartları sayesinde hayatımıza girmiş durumda.  bu kolaylıkları kendi sitelerinden öğrenebilirsiniz [1] [2]
  • Tabi Css ‘in yanı sıra Javascript kodlarınızı hal yoluna koyacak bir kodlama standardı da yok değil, Coffee script kodlama standardı bu eksiklik için ortaya çıkmış bır nimet burada da durum diğer araçlar gibi değişmiyor, siz javascript yazacağınız zaman artık coffee script yazıyorsunuz, kullanabileceğiniz araçlar ile kodunuz derlenerek javascript haline geliyor, hem daha hızlı kodluyorsunuz hemde kodunuz modern tarayıcılarla tam uyumlu  halde oluyor.
  • Php için ise bu tarz araçlar olsa da yazarken işi sıkı tutmak için kendi rüştünü kanıtlamış ve çok güzel code denetlemesi yapan bir IDE kullanmanız ve standartları öğrenerek bu standartlara göre kod yazmanız gerekmektedir. Php kodlarınızın sıkışmış olması yada küçültülmüş olması performans için etki etmemekle birlikte, sizin kodu yazma şekliniz ve kullandığınız yöntemler performansa daha çok etki etmektedir.
  • Yine php ile kullanılabilecek diğer araçlar

Şimdilik sadece giriş yapmış oldum, ilerleyen günlerde her bir maddeyi tek başına ele alarak yazılar yazarım.